Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi

http://www.ilefarsiv.com/id/

ilef.net Anasayfa    iD Başsayfa    Denemeler

Anasayfa



iD'ye Nasıl Yazı Yollanır?
Yazı yollama Yazılarınızı PC formatlı Microsoft Word ya da düz metin dosyası olarak hazırladıktan sonra buraya klikleyip e-mail'e ek (attachment) yaparak yollayabilirsiniz. Gönderilen yazıların yayınlanma garantisi yoktur. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Yazıların düzenlenmesi Belli bir format tercihimiz yok; hangisini uyguluyorsanız, kurallarına uymanız yeterli. E-mail editor@id.ilef.net

"iD?" bölümündeki tüm yazılar


Yayın Yasakları

Bu yazının
Yazıcı
versiyonu
 

Av. Fikret İlkiz

MEYDANA GELEN PATLAMALAR

İstanbul 15.11.2003 tarihinde, Türkiye tarihinde eşi görülmemiş bombalı saldırılarla sarsıldı. Beyoğlu Kuledibi ve Şişli Osmanbey'de bulunan 2 sinagogun yakınlarında bomba yüklü araçların yol açtığı ''eşzamanlı'' şiddetli patlamalarda ilk saptamalara göre 20 kişi yaşamını yitirdi. Sinagoglarda sabah 08.00'de başlayan ayinlerden yaklaşık 1.5 saat sonra bomba yüklü araçlar havaya uçuruldu. İlk patlama Betyaakov Sinagogu'nun arka kapısının bulunduğu Osmanbey Nakiye Ergül Sokak'ta saat 09.30'da meydana geldi. Şişli'deki patlamanın hemen ardından Galata'da Neve Şalom Sinagogu'nun bulunduğu Büyük Hendek ile Kuledibi caddelerinin birleştiği yerde, şiddetli bir patlama daha oldu. Beyoğlu ve Şişli ilçelerindeki Neve Şalom ve Betyaakov sinagoglarını hedef alan patlamalarda Hahambaşı Isak Haleva ve oğlu Yasef Haleva 'nın da aralarında bulunduğu 303 kişi yaralandı. Cumartesi ayini (şabat) nedeniyle toplam 700 Yahudi cemaati üyesinin bulunduğu Neve Şalom ve Betyaakov sinagoglarını hedef alan saldırılar nedeniyle Osmanbey ve Kuledibi savaş alanına döndü. Ev, işyeri ve araçlara da büyük zarar veren patlamaların şiddetinden dolayı, olaydan 4 saat sonra dahi çevreden ceset parçaları toplandı.

20.11. 2003 günü saat 11.00 sıralarında Levent HSBC Bankası Merkez Binası önünde ve ayrıca aynı gün 11.10 sıralarında Beyoğlu Ağa Camii yanında bulunan İngiliz Konsolosluğu önünde patlamalar meydana geldi. Patlamalarda 27 kişi hayatını kaybetti ve 390’dan fazla yaralı hastanelerin acil servislerine başvurdu.

“YAYIN YAPILMASININ YASAKLANMASI” KARARLARI

İstanbul DGM.C.Başsavcılığı 18.11.2003 tarih ve 2003/2307 sayılı yazıyla 15.11.2003 tarihinde Beyoğlu ve Şişli’de meydana gelen Sinagog yanında kamyonet kasasına yerleştirilmiş patlayıcı maddelerin infilakından beş gün sonra İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesine, olaylarla ilgili yayınların yasaklanması için başvurmuştur. DGM C. Başsavcılığı yürüttüğü hazırlık soruşturması sırasında; yazılı ve görsel yayın organlarında Basın Yasasının 30 uncu maddesine aykırı olarak yayın yapıldığını ve bu nedenle olaylarla ilgili olarak sürdürülen hazırlık soruşturmasının selametini ihlal edici nitelikte yayın yapılmasının yasaklanmasını Anayasanın 28 inci maddesine ve Basın Yasasının Ek 1 inci maddesine göre talep etmiştir.

Bu istemini “yasal ve yerinde gören” İstanbul 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi 2003/594 Müt.sayılı ve 18.11.2003 tarihli Müteferrik Kararı ile “yayın yapılmasının yasaklanmasına” karar vermiştir. Gerekçesine göre ''Anayasanın 28 ve 5680 sayılı yasanın Ek 1. maddeleri gereğince; Yazılı, sesli ve görsel basın - yayın organlarında, yukarıda zikredilen olayla ilgili olarak yapılan hazırlık tahkikatı içeriğine ilişkin ve hazırlık tahkikatının selametini ihlal edecek nitelikte YAYIN YAPILMASININ YASAKLANMASINA,... ” karar vermiştir. Bu karar yazılı basın olarak gazetelere ve dergilere, görsel yayın organlarından televizyonlara ve işitsel yayın organları olan radyolara tebliğ edilmiştir. Bu patlamalarla ilgili olarak verilmiş olan ilk karardır.

20.11. 2003 günü Levent semtinde kurulu HSBC Bankası ile Beyoğlu’nda İngiliz Konsolosluğu önündeki patlamalardan sonra ikinci “yayın yasağı” gelmiştir. Bu patlamalardan sonra İstanbul DGM C.Başsavcılığı 2003/1420 Hazırlık muhabere nolu ve 20.11.2003 tarihli kararı ile “Yayın yapılmasının yasaklanmasına” karar vermiştir.

İstanbul D.G.M.C. Başsavcılığınca “...meydana gelen patlamalarla ilgili olarak yazılı, sesli ve görsel basın yayın organlarında, olay yerinin görüntüsü alınmak, ilgililerin beyan ve mütalasının alınması ve olay yerinde yapılan çalışmaların görüntüleri ve olayla ilgili hazırlık tahkikatına ilişkin YAYIN YAPILMASI faillerin ve delillerin tespitini engellediğinden ve hazırlık tahkikatının sağlıklı olarak yapılmasını ihlal edecek nitelikte bulunduğundan, Anayasanın 28 ve 5680 sayalı kanunun 30 ve Ek.1 maddeleri gereğince yukarıda belirtilen konularda YAYIN YAPILMASININ YASAKLANMASINA, Olayın müstaceliyeti ve gecikmesinde sakıca bulunan hallerin mevcudiyeti sebebiyle” karar verilmiştir. Bu karar saat 14.30’dan itibaren televizyon, radyo ve yazılı basına tebliğ edilmeye başlanılmıştır.

Onay için gönderilen DGM C.Başsavcılığının kararını değerlendiren İstanbul 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi 2003/716 Müteferrik no ve 2003/2334 Hazırlık nolu 20.11.2003 tarihli kararı ile Başsavcılık kararında değişiklik yaparak ONANMASINA karar vermiştir. Kararın gerekçesine göre yine Anayasanın 28 ve 5680 sayılı Yasanın 30 ve Ek 1 maddeleri gereğince;

“20.11.2003 tarihinde Beyoğlu ilçesinde ve Levent ilçesinde meydana gelen patlamalar ile ilgili olarak yazılı, sesli ve görsel basın yayın organlarında yukarıda zikredilen olayla ilgili olarak yapılan hazırlık tahkikatının içeriğine ilişkin ve hazırlık tahkikatının selametini ihlal edecek nitelikte olayla ilgili olarak faillerin ve delillerin saptanması engellendiğinden ve hazırlık tahkikatının sağlıklı olarak yapılmasını ihlal edecek nitelikte bulunduğundan bu hususlara ilişkin YAYIN YAPILMASININ YASAKLANMASI KARARININ BU ŞEKİLDE ONANMASINA,...”

itirazı kabil olmak üzere karar verilmiştir. Böylece 1 Nolu DGM kararı ile “olay yeri görüntüsünün” alınması ve bu konudaki çalışmaların görüntülenmesi ve yayınlanması ve ayrıca ilgililerin beyan ve mütalalarının alınması ve yayınlanması konusundaki Başsavcılık kararındaki gerekçeleri kaldırmıştır.

YAYIN YASAKLARI ANAYASANIN 28 İNCİ MADDESİNE AYKIRIDIR

Yayın organları tarafından öncelikle ilk yayın yasağının kaldırılması konusundaki itirazları altı ana başlık altında toplamak olanaklıdır. Öncelikle 1982 Anayasasının 28. maddesinin birinci fıkrasına göre “Basın hürdür, sansür edilemez.” Basın hürriyetinin sınırlandırılmasında 26 ve 27 inci madde hükümleri uygulanır. 28 inci maddenin 5 inci fıkrasında ise Devletin iç ve dış güvenliği, ülkesiyle milletiyle bölünmez bütünlüğünü tehdit eden veya suç işlemeye ya da ayaklanmaya veya isyana teşvik eder nitelikte bulunan haber veya yazıyı yazanlar veya bastıranlar veya aynı amaçla basanlar, başkasına verenler, bu suçlara ait yasa hükümleri uyarınca sorumlu olurlar. Tedbir yoluyla dağıtım yargıç kararıyla, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de yasanın açıkça yetkili kıldığı merciin emriyle önlenebilir. Sınırlandırmalar sayılanlarla sınırlıdır.

28.maddenin 6. fıkrasında ise; “ Yargılama görevinin amacına uygun olarak yerine getirilmesi için, kanunla belirtilecek sınırlar içinde, hakim tarafından verilen kararlar saklı kalmak üzere, olaylar hakkında yayım yasağı konamaz” denilmiştir.

Anayasaya göre olaylar hakkında “yayım yasağı konamaz”. Asıl olan ilke budur. Olaylar hakkında yayın yasağı koymak yasaktır. Sadece 28 inci maddenin 6 inci fıkrası bu ilkeye tek bir istisna getirmiştir. Bu istisna ise “yargılama görevinin etkiden uzak tutulması” amacına yöneliktir.

Aksi takdirde yazılı, görsel ve işitsel yayınlara “yayım yasağı” konursa ortaya basın yayın özgürlüğünü, ifade özgürlüğünü, halkın haber alma özgürlüğünü tıpkı “sansür” gibi ağır şekilde “tehdit” eden “sınırlayıcı/ önleyici” bir tedbir kabul edilmiş olur. Bu nedenle “yayım yasağı” açıklanan yargılama görevinin etkiden uzak tutulması için ve bu amaçla, sınırlı olarak çok dar biçimde uygulanabilir.

Anayasanın 26 ıncı maddesinin başlığı ise “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti”dir. Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Maddenin ikinci fıkrasında bu hürriyetin “sınırlandırma” halleri tek tek sayılmıştır. Maddenin son fıkrası ise, bu hürriyetin kullanılmasında uygulanacak şekil,şart ve usullerin “kanunla” düzenleneceğini ifade etmektedir. Anayasanın 27 inci maddesi ise bilim ve sanat hürriyetidir. Bu durumda, anılan 26 ıncı madde hükmüne göre de maddede sayılan sınırlandırma nedeni yine “yargılama görevinin gereğine uygun yerine getirilmesi” amacıdır. Bu durumda Anayasanın 28 inci maddesine aykırı düşen İstanbul 1 No’ lu DGM’nin “yayın yapılmasının yasaklanmasına” dair bu kararları, Anayasada düzenlenmemiş olan bir “sınırlandırma” nedeni yaratılarak yasada gösterilmeyen biçimde “yayın yasağı” konulduğundan; basın özgürlüğüne müdahale niteliğindedir.

BASIN YASASININ EK-1.MADDESİNE GÖRE “YAYIN YASAĞI” KONAMAZ

İkinci uyum yasası olarak bilinen 4748 sayılı “Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun” (09.04.2002 gün ve 24721 sayılı R.G) ile hangi hallerde mevkute ve mevkute tanımına girmeyen basılmış eserlerin dağıtımının önlenebileceğini düzenleyen Basın Kanunu Ek Madde 1’ in, birinci ve ikinci fıkraları değiştirilmiş ve tek bir fıkra olarak yeniden düzenlenmiştir. Üçüncü fıkra yürürlükten kaldırılmıştır.

Ek Madde 1’in birinci fıkrasındaki yeni düzenlemeye göre dağıtımın önlenmesi ve toplatılması ile ilgili olarak “devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün, milli güvenliğin, kamu düzeninin ve genel ahlakın korunması, suç işlemenin önlenmesi... ” şeklinde sayılan bu kriterler ile 5816 sayılı Yasa veya Anayasanın 174 üncü maddesindeki inkılap kanunları aleyhine işlenen suçlar için “tedbir yoluyla soruşturma safhasında” Cumhuriyet Savcılığının talebi üzerine sulh ceza hakimi tarafından, kovuşturma safhasında ise görevli mahkemece her türlü basılmış eserin dağıtımının önlenmesine ve toplatılmasına karar verilebilir.

Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet Savcılığınca yazılı olarak karar verilebilecektir. Bu halde C.Savcısı kararını en geç 24 saat içinde Sulh Ceza Yargıcının onayına sunacaktır. Sulh Ceza Yargıcı 48 saat içinde kararını açıklar, aksi halde C. Savcılığının kararı kendiliğinden hükümsüz kalacağı kabul edilmiştir.

Bu durumda “dağıtımın önlenmesi” ve “toplatma” gibi sonuçları birbirine yakın iki sınırlandırma halinin ne zaman ve hangi koşullarda uygulanacağı sınırlı olarak sayılmıştır. Yani bu haller Ek Madde 1’e göre; devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, milli güvenlik, kamu düzeni, genel ahlak, suç işlenmesinin önlenmesi, 5816 sayılı yasaya aykırılık, Anayasanın 174 üncü maddesinde yer alan inkılap kanunları aleyhine suçlardır. Kaynağı; 1982 Anayasasının 28. maddesi ile Anayasanın 30. maddesi olarak gösterilen Ek Madde 1’deki toplatma veya dağıtımın önlenmesi halleri tartışmalıdır. Çünkü Ek 1’de sayılan haller Anayasa Madde 28’ de gösterilen hallerden daha geniş bir biçimde maddeye konulmuş ve takdire dayalı karar verilmesine olanak sağlayacak biçimde düzenlenmiştir. Madde bu düzenleniş biçimiyle görüşümüze göre; Anayasaya aykırıdır.

O halde Basın Yasasının EK Madde 1’i uygulamak suretiyle, basın özgürlüğüne aykırı uygulamalara neden olmamak için bu maddeyi istisnai hallerde başvurulan bir hukuki önlem olarak kabul etmek gereklidir. Anayasanın 28 maddesinin beşinci fıkrasındaki yayın dağıtımının önlenmesi veya sekizinci fıkrasındaki yayınların toplatılması düzenlemesine paralel düzenleme EK Madde 1’de yer almaktadır. Ancak hukuken öngörülen ve yapılan yasal düzenleme sadece “dağıtımın önlenmesi” veya dağıtılmış yayının “toplatılması” için vardır. Yayın yasağı konulması için öngörülmüş yasal bir prosedür, (Anayasanın 28 inci maddesinin 5 inci fıkrası) dışında) ne Anayasanın 28. maddesinde ne de Basın Yasası Ek Madde 1’de yoktur.

Ayrıca yayım (neşir) ise fikir ürünü olan gazete veya derginin kamuya sunulması, açıklık kazanması demektir. Basın suçları veya basın yoluyla işlenen suçlarda ise ancak “yayım” unsuru ile suç tamamlanmış sayılmaktadır. Anayasa madde 28 de yer alan 5. ve 7. ve 8. fıkralardaki düzenlemelere katılmamakla birlikte, bu maddede yer alan düzenlemenin dahi “ YAYIN YASAĞI” konması için yasayla öngörülen bir “sınırlandırma” olmadığı görüşündeyiz. Bu durum karşısında hukuken öngörülmeyen ve yasalarda düzenlemesi bulunmayan YAYIN YAPILMASININ YASAKLANMASI kararlarının “sansür” niteliğinde olduğu açıktır. Çünkü basın yoluyla işlenen suç için neşir unsurunun gerçekleşmesi gerekir. Aksi takdirde “neşir” yoksa, basın yoluyla işlenen suç ortaya çıkmaz. Bu suçun işlenmeden önce “yasaklanması” amacına yönelik her türlü sınırlandırma veya önleme kararı ise daha yayın yapılmadan konan yasak anlamındaki “sansür” kararı olarak kabul edilecektir.

Ek Madde 1’ de sadece “dağıtımın önlenmesi” ile dağıtılmış yayının “toplatılmasına” ilişkin düzenleme yapılmış olup “YAYIN YASAĞI” konulabilmesi için Ek Madde1’ de buna ilişkin hiçbir düzenleme bulunmadığından ve hukuken öngörülmediğinden verilmiş olan yayın yasakları hakkındaki mahkeme kararları hukuka aykırı düşmektedir.

BASIN YASASI VE 30. MADDE GEREKÇE YAPILAMAZ

5680 sayılı Basın Yasasının 30 uncu maddesine göre; ceza kovuşturmalarına ait talep ve iddianamelerle, kararların ve diğer her türlü vesika ve evrakın aleni duruşmada okunmasından önce, hazırlık soruşturmalarının da takipsizlik kararı verilmesinden önce yayınlanması yasaktır. Ceza kovuşturmasının başlamasıyla hüküm kesinleşinceye kadar geçen süreç içinde hakim karar ve mahkemenin hüküm, karar ve işlemleri hakkında lehte veya aleyhte mütalaa yayınlanması da yasaktır. 30 uncu maddede yazılı yasaklara aykırı hareketin cezası da ağır para cezası olarak üçüncü fıkrada gösterilmiştir. 2003 yılı için bu suçun ağır para cezası 31.800.000.000.-TL’sıdır.

Basın Yasasının 30 uncu maddesinde yasa koyucu tarafından konulan “yayın yasakları” açıkça sayılmıştır. O nedenle Basın Yasasının 30 uncu maddesini gerekçe sayarak ve bu maddeye dayanılarak “yayın yapılmasının yasaklanmasına” ayrıca karar verilemez. 30 uncu madde “yayın yasağının” gerekçesi olamaz. Zaten maddeyle yasaklanmış olan yayın yapıldığında suç işlenmiş olacağı ne kadar açıksa, yayın yapılmadan önce bu maddeye dayanılarak “yayın yasaklanması” da o kadar hukuka aykırıdır.

Eğer verilen “yayın yapılmasının yasaklanmasına dair karar”lara rağmen yine de yayın yapılacak olursa, “yayın yasağına aykırı davranılarak yayın yapıldığına” dair bir suç olmadığı gibi, yayın yasağına aykırı yayın yapıldığından dolayı bir müeyyide veya cezalandırma da söz konusu olmayacaktır. Çünkü suç ve cezanın yasallığı ilkesine göre suç yoksa ceza da yoktur. Fiil eğer suç ise yasada olmalı ve açıkça tanımlanmalıdır.

Ancak yazılı basında, yani 5680 sayılı Basın Yasasına bağlı mevkute veya gayri mevkutede yayın fiili gerçekleşir ve bu yayın da Basın yasası 30 uncu maddede gösterilen yasaklara aykırı ise dava açılabilir ve koşulları varsa, ceza verilebilir. Ancak yayın yapılmadan 30 uncu maddeye dayanarak yayın yasağı konulamaz.

Basın Yasasının 30 uncu maddesine aykırılık suçu, Devlet Güvenlik Mahkemesinin görevine girmez. 2845 Sayılı Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun 9 uncu maddesinde DGM’lerin bakmakla görevli oldukları suçlar ayrı ayrı sayılmıştır. Basın yasasının 30 uncu maddesi ile Ek Madde 1 yasada sayılan suçlar arasında yoktur.

Devlet Güvenlik Mahkemesi yazılı, görsel ve işitsel kitle iletişim araçları olan yayın organlarının tümünü kapsayan ve tüm yurt genelinde uygulanacak biçimde yayın yasağı kararı alması Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası ile 2845 sayılı DGM’lerin kuruluş ve işleyişi hakkındaki yasa hükümlerine aykırıdır. Devlet Güvenlik Mahkemesi kendi yasasıyla sayılan görev ve yetkilerini aşarak, tüm yayın organlarını ve tüm Türkiye’deki yayın organlarını kapsayan karar veremez.

TELEVİZYON VE RADYOLARIN YAYINI BASIN YASASIYLA YASAKLANAMAZ

Özel Radyo ve televizyonlar 4756 sayılı yasa ile değişik 3984 sayılı yasa hükümlerine tabidir. Basın yasası hükümleriyle yayınlarının yasaklanmasına karar verilemez. 3984 sayılı yasanın 25 inci maddesinin başlığı “yayınların men edilmesi”dir. Dolayısıyla bu maddeye göre yargı kararları saklı kalmak koşuluyla yayınlar önceden denetlenemez ve durdurulamaz. “Milli güvenliğin gerekli kıldığı” ve “kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması kuvvetli bir olasılık” olarak görüldüğü hallerde Başbakan veya görevlendireceği bir Bakan, radyo ve televizyon yayınını durdurabilir.

Her ne kadar yasanın 25 inci maddesinde yer alan düzenleme ile “yayın durdurma” gibi çok ciddi sonuçları olan yasaklama yürütme organına terk edilerek “siyasi” bir niteliği bulunan ve yürütmeye bağlı karar alınmasına neden olabilecek nitelik taşısa da idari nitelikteki böyle bir karar için Danıştay’da iptal davası açılabilir. İdari işlem için yürütmeyi durdurma talebinde bulunulabilir. Yayın durdurma kararına rağmen yayın yapılırsa da yasanın 34 üncü maddesinde müeyyidesi gösterilmektedir.

Bir başka yönüyle, televizyon veya radyo yayınlarıyla ilgili olarak karar almaya yetkili kurul RTÜK’dür. Kurul tarafından uygulanabilecek olan müeyyideler 33 üncü madde ile düzenlenmiş bulunmaktadır. Bu müeyyideler de ihlalin niteliği veya ağırlığına göre değişmekte uyarı, durdurma veya iptal gibi cezalar olabilmektedir. Yayınlar için müeyyide uygulamak bakımından yetkili ve görevli kurul Radyo Televizyon Üst Kurulu’dur. İşlemleri yargı denetimine açıktır. Ancak RTÜK ve yürütme dahi, 3984 sayılı Yasanın 25 inci maddesine göre çok istisnai olan ve şimdiye kadar uygulanmayan “yayınların men edilmesi” hakkındaki maddeyi işletmemiştir.

2954 sayılı Türkiye Radyo ve Televizyon Kanunun (TRT) 4 ve 5 inci maddelerinde yayın ilkeleri “Temel İlkeler” ve “Yayın Esasları” başlığı altında sayılmıştır. Müeyyideler bu maddelere göre belirlenmektedir. TRT Yasasının 23 üncü maddesi ise “Milli Güvenlik Açısından Yayınların Men Edilmesi” başlığını taşımaktadır. Maddeye göre Başbakan veya görevlendireceği bakan, milli güvenliğin açıkca gerekli kıldığı hallerde bir haber veya yayını menetmeye yetkilidir. Dolayısıyla özel radyo ve televizyonlarla ilgili 3984 sayılı yasadaki düzenlemeye benzeyen bu hal dışında TRT yayınlarının yasaklanması hakkında bir hüküm 2954 sayılı Yasada yer almamaktadır.

Bu sayılan düzenlemelerde göstermektedir ki; TRT ve 3984 sayılı yasaya tabi olan özel radyo ve televizyonlar için Basın yasası hükümlerine göre “yayın yapılmasının yasaklanmasına” karar verilemez.

Önceki bazı olaylarda, örneğin F tipi cezaevleriyle ilgili haberlerde ve ölüm oruçları eylemlerinde de “yayın yasağı” konulmuştu. İstanbul 4 No’lu DGM 20.12.2000 gün ve 2000/ 720-2511 sayılı kararı benzerlik bakımından görüşümüzü doğrulamaktadır. Kararda benzer olay bakımından konulan gerekçe şöyledir : “Açıklanan yasaların ışığı altında Ülkemizde Basının hür olup sansür edilemeyeceği, yayınların önceden hiçbir kurum veya kişi tarafından denetlenemeyeceği ve olaylar hakkında yayım yasağının konamayacağı açıktır. Ayrıca Yasalarımıza göre suç teşkil eden tüm yayınlar ve eylemlerle ilgili soruşturma açılıp, sorumluların yargılanacakları muhakkaktır. Mahkememiz Yedek Hakimliğinin itiraza konu kararının “yasadışı örgüt açıklamalarını, örgüt propagandalarını, halkı kin ve düşmanlığa açıkça tahrik edici yayınların yasaklanmasına” ilişkin olduğu, bu durumun Yasalarımızın belirlenen bazı suçlarının yasak olduğunun tekrarından ibaret olduğu anlaşılmıştır. (...) Ülkemizde Basının hür olup sansür edilemeyeceği, yayınların önceden hiçbir kurum veya kişi tarafından denetlenemeyeceği ve olaylar hakkında yayım yasağının konamayacağı, Mahkememizin Yedek Hakimliğince verilen kararın suç olan bazı eylemlerin yasaklanmasına ilişkin olup, zaten bu durumun yasalarımızca yasak olduğundan yasanın tekrarı mahiyetinde görülmekle, bu hususta karar verilmesine YER OLMADIĞINA”.. ( Bu konuda bakınız geniş bilgi: Habercinin El Kitabı. Derleyen Sevda Alankuş. Medya Etik ve Hukuk. BİA / İPS İletişim Vakfı Yayınları. İstanbul 2003)

O halde bu kararın gerekçesine göre; Basın yasasının 30 uncu maddesinde gösterilen yayın fiilleri yasak olduğundan ve yasa maddesinde açıkça bu yasaklar gösterildiğinden ve bunlar suç sayıldığından ve ülkemizde basın hür olup sansür edilemeyeceğinden, yayınlar önceden hiçbir kurum veya kuruluş tarafından da denetlenemeyeceğinden “yayın yapılmasının yasaklanmasına” dair kararlar yasa ve usul hükümlerine aykırı düşmektedir.

YAYIN YASAĞI BİLGİ EDİNME HAKKINA AYKIRIDIR

Demokrasilerde halkın bilgi edinme hakkı sınırlandırılmaz. Halkın doğru bilgi edinmesi gerekirken haber alma hakkının “sınırlandırılması” kabul edilemez bir anlayıştır. Yönetenlerin halktan gizleyeceği herhangi bir şey yoktur ve olmamalıdır. Bilgi edinme hak olduğuna göre, bu hakka işlerlik sağlayan ve onu yaşama geçirerek insanlara bilgi aktarmakla görevli gazetecilerin yazıları ve haberleri, radyo ve televizyon görüntüleri veya haberleri potansiyel suçlu sayılıp sansüre uğratılamaz.

Doğru ve yaygın haber verme, bilgilendirme hakkı özgürlüğün bir parçası ve temelidir. Halkın gerçek ve doğru bilgileri öğrenme hakkı engellenemeyeceğinden ; yasalarda yer alan hukuki önermeler temel insan hak ve özgürlüklerine aykırı düzenlemeleri yaratmaya yönelik yorumlanamaz.

“Herkes, bilgi edinme, haber alma, özgür düşünce, ifade ve serbest eleştiri hakkına sahiptir. Düşünce ve ifade özgürlüğünün kullanılmasının başlıca yolu olan basın ve yayın özgürlüğü temel insan haklarındandır.Bu hakların demokratik hukuk devletinde anayasal güvence altında olması esastır” kuralı Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesinde “İnsan ve yurttaş hakkı” başlığı altında düzenlenmiştir.

Gerçekten Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. maddesinde yer alan temel hak olarak sayılan 10.maddedeki “İfade özgürlüğü” sadece gazetecinin özgürlüğü değildir. Aksine herkesin ifade özgürlüğüdür. Bu hak kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ulusal sınırlara bakılmaksızın, bir görüşe sahip olma, haber ve düşünceleri elde etme ve bunları ulaştırma özgürlüğünü de içerir. Bu nedenledir ki, ifade özgürlüğü ayrıca halkın haber alma ve gerçekleri öğrenme hakkıdır.

Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesinin “Gazetecinin sorumluluğu” başlığı altında düzenlenen maddesine göre; “Gazeteci, basın özgürlüğünü, halkın doğru haber alma, bilgi edinme hakkı adına dürüst biçimde kullanır. Bu amaçla her türlü sansür ve oto sansürle mücadele etmeli, halkı da bu yönde bilgilendirmelidir”. Dolayısıyla Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından tüm kamuoyunun imzasına açılan bu bildirgenin örneğin “Gazetecinin temel görevleri ve ilkeleri” başlığı altında halkın gerçekleri öğrenmesi ve bilgi alması konusundaki temel sorumluluğu şu şekilde gösterilmiştir: “Halkın bilgi edinme hakkı uyarınca, gazeteci, kendi açısından sonuçları ne olursa olsun, gerçeklere ve doğrulara saygı duymak ve uymak zorundadır. Gazeteci; bilgi ve haber alma, yorum yapma ve eleştirme özgürlüklerini ne bahasına olursa olsun savunur. Gazeteci; başta barış, demokrasi ve insan hakları olmak üzere, insanlığın evrensel değerlerini, çok sesliliği, farklılıklara saygıyı savunur.(...) Gazeteci; her türden şiddeti haklı gösteren, özendiren, kışkırtan yayın yapamaz”

Görüldüğü gibi; gazeteciler “olaylar” hakkındaki yayınları bakımından kendi sorumlulukları ve halkın bilgi alma hakkı için “haber” yazmaktadır. Meydana gelen toplumsal olaylardan “sorumlu” saymak, yapılan haberleri “hazırlık tahkikatının selametini ihlal edecek nitelikte” değerlendirmeye tabi tutmak ve daha da ilerisi daha yazılmadan veya yayınlanmadan “yayın yasaklamak” Anayasaya, yasalara ve Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesine aykırıdır.

Sinagoglara, HSBC Bankası ve İngiliz Konsolosluğuna bomba atılması eylemi terördür. Terör eylemlerinin yol açtığı tedirginlik karşısında halkın haber alma özgürlüğü sağlanmalıdır. Bilgi ile donatılmış olan insanlar terörle mücadelede daha başarılı olurlar.

Gazeteciler yazdıkları haberlerle ve verdikleri gerçek bilgilerle terör eylemlerinin kınanmasında kamuoyunu bilinçlendirmektir. Teröre karşı toplumsal bilinç oluşturmak ve karşı çıkış ile terörü önleme eylemlerinin benimsenmesi gazetecilerin yorum, eleştiri ve haberleriyle gerçekleşir. Durup dururken toplumsal bilinç oluşmaz. Veya herhangi bir olay nedeniyle konulan "yasak" sorunu çözmez, sorunları çoğaltır.

Kimler ve hangi amaçla, neden terör yaratmaktadırlar? Tüm dünya ve Türkiye terörle etkin mücadelede bu soruların yanıtlarını aramaktadır. Yanıtların aranmasında gazeteciler yaptıkları haberlerle kamuoyunu aydınlatacak ve bilgilendireceklerdir. Bu görev gazeteciler tarafından bilinçle ve sorumlulukla yerine getirilecektir.

YAYIN YASAĞINA AYKIRI HAREKET ETMEK SUÇU YOKTUR

29 12.2000 tarihli Cumhuriyet gazetesinde “F TİPİNİ ANLATTILAR” başlığı ile yayınlanan yazı için İstanbul 4 No’lu DGM’nin yayın yasağına aykırı davranıldığından bahisle suç duyurusunda bulunulmuştur. İstanbul C.Başsavcılığı Basın Bürosu ise 201/138 Hazırlık ve 2001/87 Karar sayılı ve 12.4.2001 tarihli kararı ile bir TAKİPSİZLİK KARARI vermiştir.

Kararın gerekçesinde aynen şöyle yazılıdır : “ ....aynı mahkeme heyetinin vermiş olduğu 20.12.2000 tarih ve 2002/720 Müt. sayılı karar da da zikredildiği gibi; ülkemizde basın hür olup sansür edilemez, yayınlar önceden hiçbir kişi veya kurum tarafından denetlenemez, olaylar hakkında yayın yasağı konulamaz. Bu karar ile karara dayanak teşkil eden mevzuatımıza göre Mahkeme Yedek Üyeliğinin verdiği YAYIN YAPILMASININ YASAKLANMASINA ilişkin karar hukuki temelden yoksun olduğu gibi yukarıda başlığı verilen yazı içeriğinde herhangi bir suç unsuru bulunmadığı kanaatine varıldığından sanık hakkında müsnet suçtan dolayı amme adına takibata mahal olmadığına,..”

SONUÇ

Demokrasilerde halkın bilgi edinme hakkının sınırlandırılamayacağı sürekli tekrarlanır. Ancak yargıdan da sürekli her olaya özgü apayrı yayın yasakları üretilmektedir. Oysa halkın doğru bilgi edinmesi gerekirken haber alma hakkının "sınırlandırılması" kabul edilemez bir anlayıştır. Bilgi edinme hak olduğuna göre, bu hakka işlerlik sağlayan ve onu yaşama geçirerek insanlara bilgi aktarmakla görevli gazetecilerin yazıları ve haberleri, radyo ve televizyon görüntüleri veya haberleri potansiyel suçlu sayılıp “sansüre” uğratılamaz. Yayınlar “yasaklarla” yasaklanmaz.

Doğru ve yaygın haber verme, bilgilendirme hakkı özgürlüğün bir parçası ve temelidir. Halkın gerçek ve doğru bilgileri öğrenme hakkı engellenemeyeceğinden ; yasalarda yer alan hukuki önermeler temel insan hak ve özgürlüklerine aykırı düzenlemeleri yaratmaya yönelik yorumlanamaz.

Gazeteciler herhangi bir soruşturmanın önlenmesi veya engellenmesi amacıyla haber yapmayacak ve soruşturmanın yönünü ihlal edecek biçimde yorumda bulunmayacaktır. Bu onun meslek ilkesi ve doğru davranış kuralıdır.

Gazeteciler mesleklerinde sorumluluk bilinciyle hareket eden kişilerdir. Kendi meslek ilkelerinde gösterdikleri ve gösterecekleri bu titizliği; kuşkusuz tüm ulusu ve insanlığı yakından ilgilendiren terör soruşturmasında da göstereceklerdir.

Asıl önemli olan hukuka uygun davranmaktır. Herkesin lanetlediği terörün önlenebilmesi için halkın bilinçlenmesi ve aydınlatılması gerekir. Artık terörü önlemenin yolları çoğaltılmalıdır. Terörü önlemek bilgiyle olur. Gazetecilerin haberleri ile halkın gerçeklere ulaşması sağlanarak terör önlenir. Asıl olan "yayın yapılmasının yasaklanması" değil, yayın yasaklarının yasaklanmasıdır.

Öte yandan şunu da belirtmek gerekir ki, basın ve yayın kurumları,meslek ilkelerine bağlı sorumlu yayıncılığa özen göstermelidir. Yayıncılığın meslek ilkeleri ve doğru davranış kuralları Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesinde yer almaktadır.

Bu bildirgeye göre gazetecilerin “sarsıcı durumlarda” doğru davranış kuralı; “Üzüntü, sıkıntı, tehlike, yıkım, felaket ya da şok halindeki insanlar söz konusu olduğunda, gazetecinin olaya yaklaşımı insani olmalı, gizliliklere uyularak duygu sömürüsünden kaçınılmalıdır.”

Son olaylarla ilgili olarak bu ilkelerden birini daha anımsatmakta yarar vardır:

“Gazeteci; her türden şiddeti haklı gösteren, özendiren, kışkırtan yayın yapamaz



iD içinde
ilef.net'te
Web'de
ilef tanıtım filmi
radyoilef Canli Yayin
ilef Fotograf Galerileri
Gorünüm
ilef Web Sitesinden

2013-2014 Güz (TDİ101- YDİ101-YDİ102) UZEM Mazeret Sınavları

2013-14 Güz Dönem Sonu Sınav Programı

HALKLA İLİŞKİLER MODELLERİ DERSİ HAKKINDA

Can Dündar İLEF'te

2013-14 Güz Mazeret Sınav Programı

2013-2014 Güz Yarıyılı TDİ-I ile YDİ-101 ve 201( İng.) Uzaktan Eğitim Derslerinin Ara Sınav Programı


 

Bu yazıyı  Yazdır |   Sayfa Başı  
 
ilef © 1996-2011 ilef Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi. Tüm hakları saklıdır. | Fakülte iletişim bilgileri